13 Ara 2009

Gena Allie

Karşı kanepede uzunlamasına oturan eşim kanallar arasında zaping yapıyor. Sanırım kafasına göre bir kanal bulamıyor. Durmadan of, püf, aman ya kelimeleri çıkıyor ağzından. Dikkatimi dağıtıyor. Gerçi dikkatim yok olmuş durumda şuan. Bu yazıyı nasıl yazacağımı bilemiyorum. İnsanlar nasıl yazı yazar?
Bir düşünce geçiyor içimden; 'Eren'in de canı sıkılıyor, sende yazamıyorsun. Erenden yardım iste, birlikte gömülün bu işe'. Laptopun üzerinden kafamı uzatıyorum ve eşime söylüyorum içimden geçenleri. Erkek sonuçta. 'ben ne anlarım sevgilim' diye kestirip atıyor. Oysa mizah konusunda, laf cambazlığı konusunda eline su dökülemeyecek kadar pratik ve yaratıcıdır.
Ben böyle kıvranırken aynı zamanda bu yazıyıda bu kadar yazmak isterken aklıma Gena Allie geliyor.
Siz henüz tanımıyorsunuz kendisini. Aslında tanımanızı çok isterdim. Çünkü yabancı uyruklu ismine nazaran çok sıcak kanlı, samimi ve her gönülün yerlisidir. Kalbi, iyimser dilek ve köklü inançlarla atar. Sevmeyi sever, hatırlamayı sever, özlemeyi sever, sütlacı sever, gülmeyi sever, dans etmeyi sever, yazmayı sever, affetmeyi sever, okumayı sever, kedileri sever, çocukları sever, ihtiyarları sever, fotoğraf çekmeyi sever, aşkı sever, çiçekleri sever, kuşları sever, şiir yazmayı sever...
İnsanların umut etmesini, inanmasını, sonuna kadar gitmesini savunur. Aşkı memleket hadisesine benzetir! Tek vatan, tek toprak der. Nedense kendisini her gördüğümde yani ne zaman oturup iki laf etsek, şarkı söylesek, dans etsek en edepsiz kelimeler ve en masum duygular gelir, yüreğime yerleşir.
Ufacık tefecik bedenine nazaran devasal yüreği, yalan dünya dediğimiz evimizde ki hiç gitmeyecek gibi duruşu, bir şeye çok inanma arzusu, pembe yanakları, tarçın gözleri... Bana böylesine benzetmeler yapmayı öğreten bu küçük kadın sanki gülmekten karnıma ağrılar girmiş de kıvranıyormuşum ya da hayatta görebileceğim en büyük kederi yaşamışım da ağlıyormuşum gibi garip, çok derin, sonu gelmez duygular salıyor içime.
Kısacası tehlikelidir Gena Allie!!!
Eğer aşık olmuşsa gözü dünyayı görmüyor. Öyle ayıpmış, kayıpmış pek aldırdığı yok. Layıkıyla âşık olup, layıkıyla kaybediyor kendini… (Belki de buluyor demeliyiz, Gena Allie söz konusu olunca böylesi daha doğru.) Sevdiği, ama gerçekten sevdiği zaman kolay vazgeçmiyor, ama bu onun için herhangi birinin vazgeçilmez olduğu anlamına da gelmiyor. Dahası vazgeçmek onun için biz fanilerde olduğu gibi sonsuza kadar unutmak değil. Yine de çok olağanüstü tutkusuna, romantizmine ve sadakatine rağmen, aşkı, insanları, böcekleri, kuşları, bebekleri, babaları, erkekleri, kadınları, siyaseti kıscası yaşamı dalgaya da almıyor değil. Arada bir, bir insan-adam,kadın,çocuk- pabucunun sıkmasına sebep olduğunda işi mizaha vuruyor, hafifçe kendisini savuruyor.
Herkesten önce kendi kendisini eleştiriyor, sövüyor, vuruyor, cezalandırıyor. Ve tabi ki herkesten önce kendine aşık, kendine sadık, kendine güveniyor. Henüz bir yılı doldurmamış olan arkadaşlığımızda kendisi gibi güzel sofralar kurmayı, gülmeyi, yazmayı, aşık olmayı, güzel kalmayı, yaşamdan zevk almayı ve gelecek için heves etmeyi çok istedim. Sanırım tanışıklığımız devam ettikçe ya da ben Gena Allie'yi unutmadıkça bir şekilde ona benzeyeceğim. Çünkü onu tanımanın kuralıdır bu. Anlamadan, görmeden, duymadan ona benzemeye başlıyorsunuz zamanla. Artık siz de güzel sözler yazıyor, şahane sofralar kuruyor, etkileyici gülümsüyor ve pek tabi ki yaşamınıza, kendinize ve hayatınızdakilere sadık kalıyorsunuz.
Ne malum bir gün siz de tanırsınız belki kendisini. İşte onu tanımaya başladığınız andan sonra aslında ne kadar renksiz, monoton ve düz yaşadığınızı fark edip, hayatınızın kenarını köşesini süsleyip, bütün kederlerinizi parlatıp, heveslerinizi ütüleyeceksiniz. Çünkü o Gena Allie. Adı henüz bulunmamış bir renk, ses ve muhtemelen yolu bu dünyaya düşmüş bir yolcu.